“Kimse Kelimelerimi Benden Alamaz”-Chicago Typewriter Yorum

Chicago Typewriter yorumu!

Dikkat! Kendinizi hazırlayın, zamanda 80 yıl kadar geriye gidip döneceğimiz bir yolculuğa çıkıyoruz. Hazırsanız Chicago Typewriter yorumuna başlayalım.

Dikkat! Chicago Typewriter’ı henüz izlemediyseniz  bu yazı dizi ile ilgili çok fazla ayrıntı içerdiği için okumak isteyemeyebilirsiniz:) Bu efsane diziyi mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Chicago Typewriter birinci bölüm linkini de hemen başlamak isteyenler olur diye buraya bırakıyorum:)

1930’lu yılların Kore’si. Tabii ki konserden konsere koşan K-pop idolleri ya da K-drama izleyen gençler yok. Günlük güneşlik bir ülkede değil. Japon sömürgesinde, ülkenin vatansever gençleri tarafından kurtarılmaya çalışılan bir ülke izliyoruz dizinin bir kısmında.

Diziye hayran olduğumu söylemeliyim. 30’lu yılların havası o kadar iyi yansıtılmış ki 2017 yılında spor arabadayken bir anda kendinizi onlarca yıl geride fötr şapkalı insanların arasında bulabiliyorsunuz. Hikaye ilk bölümden itibaren sarıyor sizi ve son saniyeye kadar kalite hiç düşmüyor.

Chicago Typewriter karakterlerine de bayıldığım bir dizi oldu.

Hayatını yazarak, yazarak ve yazarak geçiren yazar Han Seju’nun kendinden emin öğütleriyle başlıyor dizi. Her şeyden vazgeçse de bir bardak kahve ve çilekli pastadan vazgeçemeyen yazar o kadar güzel yazıyordu ki hemen elime kağıt kalem alıp bir şeyler yazmak istedim. Özgün konulu dizilerin yanında kitapları, okumayı seven;  yazarlığa ilgi duyanların da ilgisini ayrıca çekti bence Chicago Typewriter.

Chicago Typewriter ‘ın etkileyici yazarı Han SeJu

Sıra dışı bir karakter Seju:)

Chicago Typewriter’ın ana  kadın karakteri Jeon Seol girdiği hiçbir işte sürekliliği sağlayamamış, zeki olmasına rağmen işlerden ayrılmak durumunda kalmıştı. Atıcılık sporunu  silahı eline aldığında eski hayatını hatırladığı , hayvanların hayatını kurtarmak için okuduğu veterinerliği de acı bir gerçekle yüzleştiği için bırakmıştı.

İmza günlerinden programlara koşan yazar Han Seju’nun Şikago’daki imza günüyle başladı her şey. Güzel bir kafede verdiği imza gününün ardından  kafede otururken dikkatini eski bir daktilo çekti. Kafe sahibinden satın almayı denedi fakat  kafe sahibi daktilonun kendisi için değerli olduğunu söyleyerek kibarca geri çevirdi yazarı. Seju Kore’ye döndükten sonra daktilo kendi kendine yazılar yazmaya başladı ve kafe sahibi paketle Kore’ye gönderdi daktiloyu. Sevgili kafe sahibi bey, size bir şey söylemek istiyorum. Kendi kedine yazan lanetli mi , içinde in mi var cin mi var belli olmayan bir daktiloyu neden hiçbir uyarı yapmadan sevdiğinizi söylediğiniz yazara gönderiyorsunuz! Neyse yine de gönderdiğiniz için teşekkürler, göndermeseydiniz değerli Yoo Jınoh  beklemeye devam edecekti.

Han Seju’nun büyük bir fanı olmasının yanı sıra “ilk fanı” olma şansını yakalamış Jeon Seol kendine bulduğu “her işi yapma işi” nde bir müşterisinin verdiği paketi yerine götürecekken adresin SeJu’ya ait olduğunu görüp heyecanlandı. Sanırım hayranı olduğu insanla tanışma, adresini öğrenme fırsatı yakalayan herkes heyecanlanır:)


Seol’un götürdüğü daktiloyla Jınoh eve girmeyi başardı. İlk karşılaşması böyle oldu Seju ve Seol’un.Uzun bir süre ilk hayranı olduğunu kanıtlamaya çalıştı seol.

Bir anda ortaya çıkan tüy yumağı köpek Seju’nun içinde yazdığı onlarca şey olan Flash belleğini bir güzel yutunca iş veteriner Seol’a düştü. Tabi, bu sefer de köpekle ortak olup eserlerini çalmaya çalışmakla suçlandı kendisi.:)
Seju ara ara geçmiş hayatından HwiYoung ve Seolu gördü, bunları hayal sandı.
Evine gelen bir takıntılı hayranından cinayet işlediği itirafını duydu. Hem de takipçisi Seju’ya mailler gönderdiğini ve cevap alamayınca kitaplarında kendisine gönderdiği mesajları gördüğünü ve bu yüzden cinayet işlediğini, söylüyordu.

Bir yazarın en son istediği şey olsa gerek,kelimelerinin insanların hayatına mal olması. Seju’nun yüzünde de bunun yansımasını gördük.

O sırada huysuzlanarak Seju’nun evine gelen köpeği takip eden Seol takipçiden silahı alarak Seju’yu kurtardı. Silah tuttuğu için yine geçmiş hayatından kesitler geldi gözünün önüne.
Bu olaydan sonra baskıya dayanamayan Seju tükenmişlik sendromuna girdi ve uzun bir süre hiçbir şey yazamadı. İlk bölümlerde izleyiciyi de yazma hevesiyle dolduran Seju bölümler boyunca hiçbir şey yazamadı. Yoo Ahin’in oynadığı her anı seyirciye çok iyi geçirebildiğini düşünüyorum. Bilgisayarının karşısına geçip, boş boş bakarak bunaldıkça bizi de bunalttı. Seneler önce kızın “Nasıl bir yazar olmak istiyorsun?” sorusunu “Kimsenin taklit edemediği bir yazar” diyerek  cevaplamıştı Seju. 

Tükenmişlik sendromuna girdikten sonra cevabının yeni halini de duymuş olduk. “Yazabilen bir yazar.”

Seju kaza yapıp ortalarda olmadığı zamanda kendisi adına editörüne bir yazı serisinin ilk bölümü gönderildi ve çok beğenildi.  Öncesinde teklif edilmiş olan , hayalet yazarı olması fikrini kesinlikle kabul etmeyen Seju geldiğinde gördüğü yazıyla şok oldu.Yazmayı tasarladığı şey yazılmıştı fakat yazdığını hatırlamıyordu. Bilincinin olmadığı bir anda yazdığına inandı ilk yazıyı. Fakat taslaklar masasında belirmeye devam ettikçe kendi eseri olmadığını fark etti .Bir gün evinde, kendi masasına oturmuş yazı yazan Yoo Jınoh’u gördü. Yoo JınOh’u orada ilk gördüğümde “madem tuttular seni hayalet yazar olarak, neden Seju’nun ofisinde yazıyorsun?” diye düşünmüştüm. Hayalet yazarıyla tanışan Seju çileden çıktı ve bir daha onun eserini almayı kesin bir dille reddetti. Tabi zamanla iyice köşeye sıkışan Seju bu sefer kendisi isteyerek  Jinoh’tan yardım aldı. Açıkçası önce “Kendi eserimi çaldırmış olabilirim ama asla bir başkasının eserini çalmadım.” demiş ve takdirimizi kazanmış Seju eseri alırken biraz hayal kırıklığına uğrattı beni. Neyseki yazıyı editörüne göndermeden vazgeçti ve çok zor bir karar verdi, hayalet yazarını herkese göstermek. O zaman zor ama doğru kararı verdin deyip tekrar hayranlık duydum kendisine. Tabi o ana kadar sadece bizim ve Seju’nun gördüğü hayalet yazarımız gerçek hayalet çıkınca işler biraz karıştı. Eyvah deli olduğunu düşünecekler, derken insanlar havalı bir şekilde “hayalet yazarım yok” dediğini sandılar Seju’nun.

Dizinin konusunu okuyup “hayalet yazar” bilgisini görünce diziye Jınoh’un hayalet olduğunu düşünerek başlamıştım. Devam eden bölümlerde, ünlü bir yazar yerine yazan insanlara “hayalet yazar” dendiğini gördüm ve yanlış anladığımı düşündüm. En sonunda Jınoh gerçek bir hayalet çıktı:)
Jınoh’un geçmiş hayatındaki haliyle arkadaş olduğunu öğrenen Seju onunla kitabı yazmasına yardım etmesi için “çocukların yapacağı cinsten” uzuuun uzuuun bir anlaşma yaptı 🙂

30’lu yıllara gidiyoruz.

30’lu yıllarımızın uzun bir kısmını geçirdiğimiz mekanımız “Carpe Diem”. İsmi sıradan gibi gözükse de sonrasında anlam kazandı.”Anı yaşa!” Kendi ülkelerinde gizli saklı yaşamak zorunda kalan, yoldaşlarını kaybeden ve kendi canlarını ortaya koyarak yaşayan bir şeyler yapmaya çalışan bir grup vatansever genç. Hayatın bütün olumsuzluklarına rağmen birbirlerine , dostluklarına , sevgilerine sarıldıkları o mekanın adı “anı yaşa”. Bu mekana daha güzel, daha anlamlı bir isim verilebilir miydi bilmiyorum. Bence tam olarak bu mekanın ismiydi Carpe Diem. Kısa bir süreliğine de olsa anı yaşayarak mutlu olabilecekleri bir yer..

Dizimizin kıymetli mekanı “Carpe Diem”

Babasının öldürüldüğü gün maskeli HwiYoung tarafından kurtarılan SuYeon ortaya çıkmamak ve dikkat çekmemek için erkek kılığında yaşamakta. Başta eğlence düşkünü, suya sabuna dokunmayan biri sandığımız ,Ulusal Direniş Örgütü’nün lideri Seo HwiYoung. Carpe Diem’in sahibi, iyi bir yoldaş iyi bir dost eski bir yazar ShinYul…

Yoo Jınoh’la beraber kitabı bitirip geçmiş hayatlarını aydınlatmaya çalışan Seju başta söylememe kararı alsa da daha sonra Seol’e de kitabın kendi geçmişleriyle ilgili olduğunu söyledi.
Seol geçmiş hayatında birini öldürdüğünü hatırlıyordu. Her hatırladığında içini hüzünle dolduran ve kalbine acı veren bir anı. Hatta bu yüzden annesi onu terk edip gitmişti ve o da şamanlık yapan bir teyze ve onun tatlı kızının yanında yaşıyordu. O teyzeyi çok sevdim çünkü gördüğümüz kadarıyla kendi kızından hiç ayırmadan büyüttü Seol’u. Herkesin yapamayacağı bir şey. Kendisinin de hikayede olduğunu ve geçmiş hayatlarının ortak olduğunu öğrenen Seol , teyzeyle annesi onu getirdiğinde  söylediği, sayıkladığı şeyler üzerine konuştu ve neden geçmişi hatırladığını sordu.

Öncelikle bu reenkarnasyon, geçmiş-gelecek hayat olayı Kore’de oldukça yaygın. Bir çok dizide sıkıntı çeken birinin “geçmiş hayatımda kime zarar verdim, kötü biri miydim” diye yakındığını , ya da oldukça iyi bir hayat sürenin de “ geçmiş hayatımda ülkeyi kurtarmış olmalıyım” diye böbürlendiğini duyabilirsiniz. Bunun ne kadarına inanarak söylüyorlar bilemiyorum ama çoğu dizide geçmiş ve gelecek hayatın işlendiğini gördük.

Buna  inanmasam da dizide söyledikleri az da olsa tatmin etti beni. Diğer dizilerdeki gibi “e bu şimdi gerçekten geçmiş hayatını mı görüyor , nasıl görcek ki?”  ya da “neden sadece onlar görüyor da diğer insanlar göremiyor” diye düşünmedim.Şaman teyzeden Seol’la birlikte dinledik neden geçmiş hayatını gördüğünü.
“Geçmiş hayatına dair bir pişmanlığın, unutmak istemediğin insanlar,anılar var ise ruhun unutma köprüsünü geçerken dönüp arkasına bakarmış. Arkasına baktığı içinde anılar bir tortu gibi kalırmış hafızasında.”
Teyzeden öğrendik bunu. Bunu açıklamalarına sevindim çünkü inanmadığım bir olay olsa da söylediklerinin içini doldurdular. İzlerken sizi duygulandırabilir bile bu neden.

Seol da hafızasını zorlayıp Seju’ya yardım etmeye karar verdi. Öldürdüğü kişinin Seju olduğunu düşündüğü için fazlasıyla vicdan azabı çekti. Bunu Sejuya söylediğinde o da şok oldu. O sırada da bir motor kazası geçirdiler. Seju’nun kızın geçmiş hayatta onu öldürdüğünü düşünmesine rağmen olaya getirdiği bakış açısını çok beğendim. Tekrar karşılaşmalarını bir ceza olarak değil “ kızın kendisini koruyabilmesi için bir fırsat “olarak gördü Seju.

Yoo Jınoh ve Seju arasındaki ilişki çok tatlıydı. Seneler sonra bir araya gelmiş iki dost sürekli atışmalarına rağmen Seju’nunda Jınoh’a çok değer verdiğini gördük.Birlikte oturup aynı masada yemek yemeleri çok güzeldi. Seju’nun her ne kadar gururuna yediremese de “istediğin bir yemek varsa söyle, hazırlatayım “ demesini de tebessümle izledim.

Dizi boyunca izlemekten en çok keyif aldığım sahnelerdendi onlarınki. Ayrıca Jınoh karakteri çok tatlıydı. Drama izleyip gözyaşlarına boğulmuşken de gördük, Produce 101 izleyip merkez çocuk üzerine konuşurken de.

Sık sık Seol’a onu bekleyen biri olduğunu söylüyordu Seju. Ve üç kişi olduklarını. Sonunda anılarındaki 3. kişinin , Jınoh’un hayalet olarak yanlarında olduğunu söylemeye karar verdi. Jınoh her şeyden vaz geçip Şikago’ya dönmek isterken Seol ve Seju çıkıp geldi. 80 yıl sonra Seol’un kendisine seslenmesi ve tanışmak, konuşmak için gelmesi Jınoh’u da bizi de duygulandırdı. Ahın’in oyunculuğu zaten çok beğeniliyor ama GoKyungpo oyunculuğunu gösterme fırsatını çok iyi kullandı bence. Daha önceleri hep minik rollerde görüyordum, bu kadar iyi bir oyuncu olduğunu Chicago Typewriter’da gördüm.

Önceki bölümlerde Jınoh’un Seul’ü görmek istemesi üzerine üçü birlikte Seul  turuna çıkmışlardı. Seol o zamanlar Jınoh’un varlığından habersizdi ve Jınoh’un isteği üzerine Seol ve Jınoh’un fotoğrafını Çekmişti Seju.

Çekilen fotoğrafda görünmeyen Jınoh çok üzücüydü. Onun fotoğrafa buruk bir tebessümle bakışı bizi de hüzünlendirdi.

Yinede yaptıkları şeylerin, feda edilen  canların boşa gitmediğini görmek Jınoh’u çok mutlu etti. Kim mutlu olmaz ki? Seju ile o sırada aralarında gecen konuşmayı çok sevdim. Seju Jınoh’a teşekkür etti, geçmişte ülkeleri için yaptıklarından dolayı ve Jınoh da ona. Belki de Seju’nun dilinden, canını vermiş vatanseverlere teşekkür şekliydi bu senaristin.

Nerde kalmıştık. Seol görememesine rağmen Jınoh’a selam verdi ve birlikte masaya oturup bir şeyler içtiler. İnanmak ne kadar zor olsada konuşmaya devam etti Seol. Seju’nun seneler önce yazdığı eseri kendisininmiş gibi sunan  Baek Taemin  sayesinde Jınoh  insanlara nasıl görünür olduğunu öğrenmişti. İnsanların geçmiş hayatlarındaki ismiyle seslenerek.

Kısa bir süre önce şaman teyzeden gücünü çok kullanarak harcamaya devam ederse yakında yok olacağını duymuştu. Dayanamadı ve kızın geçmişteki ismini söyleyerek kendini gösterdi ona da. Bir ara acaba herkesin ismini söylese tamamen görünür olur mu diye düşündüm ama daha sonra herkesin ismini bilemeyeceği aklıma geldi.
Seol’un Jınoh’u gördüğü ilk andaki ilk konuşmaları da çok güzeldi. Nihayet Seol anılarindaki sahnede  HwiYoung’u öldürmediğini hatırladı da rahat bir nefes aldılar. Jınoh görünmediği için ikisini evde bırakan Seju gelince şaşkına döndü. Birlikte oturarak çocukça olmayan kısa bir sozlesme yazdılar ve hikayelerini yazmak için Seju’nun masasının etrafında işe koyuldular.

Jınoh  Carpe Diem’in kibrit kutusundan çıkardığı kibriti yakarak ikisini 30’lu  yıllara gönderdi. Orda tetikçi Suyeon’u, HwiYoung’u, Madam Sophıa’yı ve Yoo Jınohu görme fırsatları oldu. Bu sırada dizi boyunca gördügümüz köstekli saati eline alan Jınoh nasıl öldüğünü hatırladı. Bir güzel şok olduk. Öldüğü anı içeren hatırasında daktilo başında yazarken vurulmuştu ve önünde de saat vardı. Seol o köstekli saatin sahibini öldürdüğünü söylediği için öldürülenin kendisi olmasından  korktu.

Chicago Typewriter YooJinOh

O sırada 30’lu yıllarda HwiYoung ve  yoldaşları  içlerinde bir hain olmasından korkuyorlardı. Seju  Shinyul’un geçmişte Japon ajanı, yandaşı olan Baek Taemin’in  arabasına bindiğini gördü. O da biz de o hainin Jınoh olmasından korktuk. Bir süre bunu Jınoh’a soramayan Seju sorduğunda, yapacakları operasyon da gerekli davetiyeleri almak için olduğunu öğrendi ve son bölümlerde hazırlanan büyük operasyonu izledik.

Öncelikle dizinin son 2 bölümü inanılmaz duygusaldı. İçimi resmen hüzünle doldurdu. Gidecekleri operasyondan dönememe ihtimalleri olmasına rağmen vaz geçmeyen yoldaşları ve liderliğin ağırlığı altında Seju’yu gördük.O kadar sıkıntının içinde yine de son gün birlikte eğlendiler. Jınoh’un dediği gibi orası “Carpe Diem” degil mi?

Chicago Typewriter  konu minihanok
Chicago Typewriter

Motosiklet kazasının faili dizinin  başında yakalandıktan sonra intihar eden psikopat takipçinin kız kardeşi çıktı. Abisinin ölümüne Seju’yu sebep gördüğü için canını yakmak istiyordu Seju’nun. Başlarda Taemin’e Seju’nun eserini çaldığı için şantaj yapmıştı fakat daha sonra Jınoh eserin kopyasının fotokopisini bir muhabire gönderince gerçekler ortaya çıkımış oldu. Muhtemelen Seju bu gerçeği açığa çıkarmayacak ve Taemin de aynı karakteriyle yaşayıp gidecekti. Jinoh Seju’ya büyük bir iyilik yapmış oldu.

Chicago Typewriter yorumu, kore dizi tanıtım, kore blog minihanok

Chicago Typewriter minihanokJinoh’tan güzel sözler duyduk dizi boyunca.

Dizi boyunca JinOh sağolsun bize çeşit çeşit atasözü öğretti fakat daha fazla Kore Atasözü öğrenmek isterseniz bu yazıya beklerim 🙂

Kız Taemin’le işbirliği yapıp Seol’u kaçırdı. Seju Seol’u kurtarmaya gidip Taemin’le konuşurken, çaresiz hırsız Taemin’in ne kadar çirkinleşebileceğini görmüş olduk. En sonunda Taemin  kurtulmanın tek yolunun intihar etmek olduğunu düşünündü ve onu  kurtarmak için uğraşırken Seju çatıdan aşağı düştü. Ve eksik parçalar tamamlandı.

Joseon Direniş Örgütü üyelerinin yaptıkları operasyonu gördük.

Chicago Typewriter yorumu, kore dizi tanıtım, kore blog minihanokİçlerindeki hain yüzünden operasyon başarıyla sonuçlanmadı. Suyeon ele geçti ve kurtulan yoldaşlar da kaçış rotaları tutulduğu için bölgeden  ayrılamadı. Lider olmanın sorumluluğu yüzünden duygularına hakim olmaya çalışan  HwiYoung Suyeon’u kurtarmaya gitmeyeceklerini söyledi. Duygusuz ve sevgisizmiş gibi görünürken ne kadar zorlandığına yalnız başına fotoğraflara bakıp ağladığını görerek şahit olduk.

Sonunda ikili yollarını ayırmak zorunda kaldı.

ShinYul babası Japon destekçisi olduğundan kendisine zarar veremeyeceklerini bildiği için lider olduğunu söyleyerek teslim oldu. Kendisi teslim olduğunda sevdiklerini koruyabileceğini sanmıştı.

Hain olan Madam Sophıa Seol’u de ele verdi. Oğlunu kurtarmak için. Oglunun Japon kuvvetleri tarafından haksızca esir edilmesi, ölüme mahkum edilmesi çok üzücü ama  bu Madam Sophıa’ya yoldaşlarını, vatanını satma hakkı vermez asla. Kaldı ki oğlunu da öldürdüler. O zaman “Nelere sebep oldun sen biliyor musun” diye düşündüm. Evladı için nicelerinin, nicelerinin evlatlarının ölümüne sebep olan Madam Sophıa tekrar dünyaya geldi ama bu seferde evladından uzak bir ömür sürdü. Ne diyebiliriz?

İzlerken çok üzüldüğüm yerleri yazmaya geldi sıra. Dizinin en etkileyici kısımlarına.

Lider olduğunu söyleyerek teslim olmuştu ShinYul. Son ana kadar da dayandı.  Asla yoldaşlarının , hele ki HwiYong’un ismini vermez derken Baek Taemin’in Suyeon’un başına silah dayamasıyla dayanamadı ve adını verdi liderin..

Chicago Typewriter yorumu, kore dizi tanıtım, kore blog minihanok

Yaşadığı çaresizliği gördük. Seo HwiYoung derken ki ızdırabını hissettik. Nedenn demekten başka hiçbir şey diyemedim. Ne kızabildim ne sinirlenebildim gönlümce. Suyeon’un bakışları da çok şey anlatıyordu. Bütün işkencelere dayanmıştı ama hepsi önemini yitirdi.
O sırada kaçacak olan direnişçiler toplanmıştı. HwiYoung ise “bir defalığına arkadaş, erkek olmak istediğini” söyledi ve görevini bir başka yoldaşına devretti.

Chicago Typewriter yorumu, kore dizi tanıtım, kore blog minihanok Arkadaşını ve sevdiği kadını kurtarıp katılacaktı onlara. Ne yazık ki öyle olamadı.
Ekip daha oradan ayrılmadan baskına uğradılar ve bir çoğu öldü. Kaçmasına rağmen köşeye sıkıştı HwiYoung ve ele geçmektense ölmeyi tercih ederek kendi hayatını sonlandırdı.

Chicago Typewriter ‘ın en dokunaklı sahnelerinden biri buydu 🙁

Çok ama çok üzücü bir sahneydi. Böyle olacağını düşünmemiştim. Son anında Suyeon’un fotoğrafına bakarak öldü HwiYoung…

Hala polisin tuttuğu yerdeydi Suyeon. HwiYoung geldi ve veda etti. Bu dizide en sevdiğim şey yapılması gereken her konuşmanın yapılması oldu. Mesela HwiYoung Suyeon’a onu sevdiğini söyleme fırsatı hiç bulamamıştı. Ona kötü davrandığı için özür dileme fırsatı da bulamamıştı. HwıYoung ve Suyeon’un kısa ve manevi olarak da olsa vedalaşması içimi ferahlattı.

Sonraki hayatlarında buluşmayı umarak ayrıldı HwiYoung oradan.
Serbest bırakılan Suyeon hainleri temizlemeye başladı. Suyeon’un o hali çok üzücüydü. Birçok zorluğa rağmen yinede sevdikleri insanlarla, bir amaç için yaşıyorlardı fakat her şey alt üst oldu. Carpe Diem’de toplanan Japonları da Korelileri de öldürdü. Özellikle Taemin’i öldürdüğünde oldukça rahatladım. Ondaki güveni de anlayamadım kız alnına silah dayamış hala HwiYoung’dan bahsedip dalga geçiyor. Nihayet onunda sonunu gördük.

HwiYoung’u daktilo başında, Su Yeon’u sahnede, ShinYul’u de patron olarak görmeye alıştığımız yoldaşların birlikte eğlendiği o güzel mekanı bu kadar sessiz ve ıssız görmek çok üzücüydü.

Dostunun ölümüne sebep olduktan sonra hiçbir şey yapmadan sadece oturan ShinYul’e bir paket geldi. Kimden mi? HwiYoung’tan… Yollarının ayrılacağını düşündüğü için HwiYoung kendisi için en değerli şeylerini dostuna göndermişti. ShinYul’un HwiYoung için aldığı daktilo. Kendisi için tek gereken şeyin kalem olduğunu söylemesine rağmen daktiloyu aldığında ne kadar mutlu olduğunu itiraf etmişti HwiYoung. Babasından kalma köstekli saatini ve birde mektubunu bırakmıştı.


Suyeon’a bakmasını ve yazdığı kitabı bitirmesini istiyordu HwiYoung. Onu çok sevdiğini söylemediği için pişman olduğunu söylemişti.


ShinYul bu mektubu okurken gözyaşlarına boğuldu.Çok sevdiği dostunun ölümüne sebep olmanın ağırlığıyla ezilerek ağlayabildi sadece.
Dostunun son isteğini yapmak için kitabı yazmaya başladı. Carpe Diem’de… Dizinin en acı sahnelerinden biri buydu bence. Bu hale gelebileceklerine inanmazdım. Suyeon liderin adını veren haini öldürmeye gitti. Daktilo başında onu beklerken sözünü tutmaya çalışan ShınYul’u.
ShinYul’de onu bekliyordu. Silah kullanmayı öğrettiği öğrencisinin, sevdiğinin elinden öldü maalesef…

minihanok kore blog
Ne diziydin sen Chicago Typewriter:((((

En çok acı çeken Suyeon oldu bence. Bir anda hayatı cehenneme döndü. Onu da son kez bir ağacın altında HwiYoung’a çok yorulduğunu söyleyip uyurken gördük..

Chicago Typewriter minihanok yorum
Bütün bunları düşerken hatırladı Seju. Ve 80 yıl önce arkadaşının ölümüne sebep olan Jınoh seneler sonra yok olma pahasına hayatını kurtardı onun.
Birlikte Seol’ü kurtarmaya gittiler ve yine 80 yıl önce kurtaramadığını bu sefer kurtardı Seju.

Chicago Typewriter konusu yorumu
Seju ve Jınoh evdeyken Seol da annesini buldu ve geçmişte neler olduğunu sordu. Tabii kimi öldürdüğünü de öğrendi. Annesine kızgınlığının geçmiş hayatı için değil çocukken onu terkettiği için olduğunu söyledi .
Olayları Jınoh’a anlattıklarında Jınoh’un vücudu çatlamaya başladı. Çok zamanı kalmadığını da böyle öğrendiler.

Chicago Typewriter ‘ın son bölümlerinde benim  en çok hoşuma giden şey birlikte yaptıkları konuşmalar oldu. Mesela Seju, HwiYoung’un ölürken bile, yerini söylemek zorunda kalanın dostu ShinYul olduğunu bilmesine rağmen asla kızgın olmadığını söyledi. Son anında bile ona güvendiğini ve onu sevdiğini. Senelerce azap çeken ve dostuna verdiği söz için kitabı tamamlamaya çalışan Jınoh’un bunu duymaya ihtiyacı vardı.

Ayrıca Seol de Suyeon’un onu vurduğu için üzgün olduğunu, onu vurduğu an bile pişman ve  ShinYul’e minnettar olduğunu söyledi. Bu yüzden köprüden geçerken dönüp dönüp ardına baktığını.. Jınoh 80 yıl sonra olsa da bunları duyduğu için iyi hissettim.Yaptığı şey affedilemez olsada senelerce bir daktiloda sıkışıp kalarak bu sözleri duymayı haketti bence. Zaten vatanına ihanet edip hiçbir utanma hissetmeyen Baek Taemin gibiler tekrar dünyaya gelirken o ruhunun çektiği vicdan azabı yüzünden bir daktiloda sıkışıp kaldı.

“Jesoen bağımsızlığına kavuştuğunda yapmak istediğin şey ne?” Bir zamanlar Carpe Diem’de birbirlerine sordukları soruya HwiYoung’un verdiği cevabı unutmamıştı Jınoh. Balık tutmak..

Üçü birlikte balık tuttular. Bağımsız Joseon’da. Bağımsız Kore’de.. 3 arkadaş…Chicago Typewriter

Ölürken Allah’a dua etmişti HwiYoung.. “Tekrar dünyaya gelirsem o zamanda, sizinle birlike olmayı nasip etmesini isteyeceğim” demişti arkadaşları için. Duan kabul oldu HwiYoung, 80 yıl sonra oturup balık tuttun onlarla. 🙂

Chicago Typewriter  Konusu, minihanok Chicago Typewriter
Chicago Typewriter gerçekten asla unutmayacağım bir Kore dizisi oldu.

Bir gün tekrar dünyaya gelebileceğini umarak Jınoh’u yok olmadan, yazdıkları romana hapsetmeye karar verdiler.
Sejun’un da dileği gerçekleşti ve kitabın içine girebildi Jınoh. Bakalım tekrar dünyaya gelebilecek mi?:)
Jınoh’un gittiği zamandaki HwiYoung ve Suyeon gayet iyiydi. Yaşarken kitabını yazmayı bitirmeye fırsatı olmayan HwiYoung kitabını bitirmişti. Jınoh’un da gittiği yer dostlarının yanı oldu.

Chicago Typewriter  Konusu, Yorumu

Chicago Typewriter yorumu, kore dizi tanıtım, kore blog minihanok
Geldik yazımızın sonuna.Uzun zamandır izlediğim en güzel diziydi. Her şey olabileceği güzel şekillerde bitti. Bittiğinde kendimi güzel bir roman bitirmiş gibi hissettim. Hikayesi, kurgusu, oyuncuları, mekanları her biri özenle hazırlanmış.  Özellikle dizinin müziklerine bayıldım. Her biri farklı bir anına götürdü dizinin.İlk dizi yorumum, biraz da uzun oldu fakat yazıyı okuduğunuz zaman bu güzel dizinin yarım saat içinde tekrar gözünüzün önünden geçmesini istedim. Keyifle okumuşsunuzdur umarım:)

Chicago Typewriter’ın müziklerini buradan dinleyebilirsiniz~

Chicago Typewriter ‘ın bana kattığı güzel şeylerden biri de bu ses oldu. Şarkı da diğerleri arasında en beğendiğim~

Son olarak; 

Lütfen Minihanok'u takip edin ve beğenin!

““Kimse Kelimelerimi Benden Alamaz”-Chicago Typewriter Yorum” için 5 yorum

  1. İzlediğim en anlamlı dizilerden biriydi. Bu yazıyı okuyup diziyi henüz izlemediyseniz hemen başlayın derim.

  2. En severek izlediğim dizilerden biriydi.Dönem dizilerini zaten aşkla izleyen biriyim.Bu yazıyı okurken bir kez daha yaşadım diziyi.❤️😍Keyifle okudum ellerinize sağlık.Herkes izlemeli 👍

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir